Panik atak ve panik bozukluk aynı şey midir ?

Ceren

New member
“Analitik Erkek, Duygusal Kadın” Yaklaşımı Neden Yetersiz?

Forumlarda panik bozukluk tartışılırken sıkça “erkekler duygularını bastırıyor, kadınlar daha fazla yardım arıyor” gibi yorumlara rastlanabiliyor. Bunların bazıları kişisel deneyim olarak anlamlı olabilir fakat bilimsel veriyle aynı şey değildir.

Bir erkek panik atağı yalnızca kalp atışlarını, nefes sayısını ve tansiyonunu izleyerek anlamlandırmaya çalışabilir. Bir başka erkek ise yaşadığı korkuyu eşiyle veya arkadaşlarıyla konuşabilir. Aynı şekilde bir kadın belirtilerini biyolojik açıdan son derece analitik biçimde inceleyebilirken başka bir kadın için sosyal destek temel belirleyici olabilir.

Dolayısıyla cinsiyet üzerinden sabit psikolojik karakterler üretmek yerine biyolojik, psikolojik ve sosyal değişkenlerin birlikte değerlendirilmesi daha bilimsel bir yaklaşımdır.

Nitekim panik bozukluk araştırmalarında yalnızca semptom sayısına değil; kaçınma davranışlarına, işlev kaybına, eşlik eden bozukluklara, yaşam olaylarına ve tedavi arama davranışlarına da bakılıyor. Bir araştırmada panik bozukluğu olan kadınlarda bazı yaşam olaylarının başlangıcı tetiklemedeki rolünün erkeklerden farklı olabileceği bildirilmişti. Ancak bu sonuç 184 klinik hastadan oluşan belirli bir örnekleme dayanıyor; tüm kadın ve erkeklere genellenmemeli.

Panik Bozuklukta Sosyal Yaşam Neden Önemli?

Panik bozukluğun klinik açıdan önemli olmasının nedenlerinden biri, yalnızca birkaç dakikalık yoğun korkudan ibaret olmamasıdır. Kişi zaman içinde davranışlarını değiştirmeye başlayabilir.

“Ya otobüste panik geçirirsem?”

“Ya iş yerinde kontrolümü kaybedersem?”

“Ya hastaneye ulaşamazsam?”

“Ya yalnızken başıma bir şey gelirse?”

Bu soruların sürekli hale gelmesi, kaçınma davranışlarını artırabilir.

Epidemiyolojik araştırmalar panik bozukluğunun agorafobi, depresyon ve diğer anksiyete bozukluklarıyla sık şekilde birlikte görülebildiğini ortaya koymuştur. 25 ülkeli araştırmada yaşam boyu panik bozukluğu olan kişilerin %80,4'ünde başka bir ruhsal bozukluk öyküsü bulunduğu bildirilmiştir.

Bu nedenle panik bozukluğu yalnızca “çok korkmak” şeklinde değerlendirmek yetersizdir. Asıl klinik önem, kişinin korku beklentisinin ve kaçınma davranışlarının yaşamını ne ölçüde değiştirdiğinde ortaya çıkar.

Tedavi Araştırmaları Bize Ne Söylüyor?

Panik bozukluk tedavi edilebilir bir durumdur. Araştırmalarda psikoterapi yaklaşımları ve ilaç tedavileri değerlendirilmiştir. Tedavi araştırmalarında kullanılan yöntemlerin başında kontrollü klinik çalışmalar gelir. Bu çalışmalarda katılımcılar belirli kriterlerle seçilir, farklı tedavi grupları karşılaştırılır ve panik atak sıklığı, belirtilerin şiddeti veya genel klinik düzelme gibi ölçütler kullanılır.

Örneğin sertralin üzerine yapılan dört çift kör, plasebo kontrollü çalışmanın birleştirilmiş analizinde hem kadınlarda hem erkeklerde plaseboya kıyasla anlamlı iyileşme görülmüş; bazı ölçütlerde kadınlarda daha fazla iyileşme gözlenmesine rağmen araştırmacılar cinsiyet etkisinin gelecekteki çalışmalarla doğrulanması gerektiğini belirtmiştir.

Bu ayrıntı önemli: Bir araştırmada iki grup arasında istatistiksel fark görülmesi, bunun her birey için geçerli olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde kişinin internette okuduğu bir tedavi deneyimini kendi durumuna doğrudan uygulaması da bilimsel açıdan güvenilir değildir. Klinik karar; belirtilerin niteliği, süresi, eşlik eden durumlar, fiziksel sağlık ve kişinin bireysel koşulları değerlendirilerek verilmelidir.

Panik Atak mı, Panik Bozukluk mu? Pratik Bir Karşılaştırma

Panik atağı daha çok “ne oluyor?” sorusuyla, panik bozukluğu ise “bu olay hayatımda nasıl sürekli bir örüntüye dönüştü?” sorusuyla ayırmak mümkün.

Panik atakta yoğun fiziksel ve bilişsel belirtiler ortaya çıkabilir.

Panik bozuklukta ise tekrarlayan ataklara ek olarak yeni ataklara ilişkin kalıcı endişe ve/veya belirgin davranışsal değişiklikler önem kazanır.

Panik atak başka ruhsal bozuklukların parçası olabilir.

Panik bozukluk ise kendi tanı ölçütleri bulunan bir bozukluktur.

Bir kişinin panik atağı olması panik bozukluğu olduğu anlamına gelmez.

Fakat tekrarlayan panik ataklar, özellikle işlev kaybı, kaçınma ve sürekli beklenti kaygısıyla birlikteyse profesyonel değerlendirmeyi gerektirebilecek önemli bir durumdur.

Sonuç: Aynı Kavram Değiller, Fakat Birbirleriyle Yakından İlişkililer

Bilimsel literatürün ortaya koyduğu tablo oldukça net: Panik atak ve panik bozukluk aynı şey değildir. Panik atak, belirli fiziksel ve psikolojik belirtilerden oluşan bir epizottur. Panik bozukluk ise tekrarlayan panik ataklar ve bunlara eşlik eden sürekli kaygı veya davranışsal değişikliklerden oluşan daha kapsamlı bir klinik tablodur.

Büyük toplum araştırmalarında panik atakların panik bozukluktan çok daha yaygın bulunması bu ayrımı güçlü biçimde destekliyor.

Aynı zamanda veriler, panik atakların “önemsiz bir şey” olarak görülmemesi gerektiğini de gösteriyor. Tekrarlayan panik ataklar psikolojik sıkıntı, işlev kaybı ve başka ruhsal sorunlarla ilişkili olabilir.

Bence konunun en ilginç tarafı da burada başlıyor: Bir insanın yaşadığı panik belirtilerini yalnızca “beyindeki kimya”, yalnızca “stres”, yalnızca “kişilik” veya yalnızca “cinsiyet” üzerinden açıklamak mümkün görünmüyor. Biyolojik duyarlılık, öğrenme süreçleri, yaşam olayları, sosyal destek, kültür ve bireysel deneyimler birbirleriyle etkileşiyor.

Bu nedenle şu sorular tartışmaya değer:

Bir kişinin yalnızca bir kez yaşadığı panik atağı nasıl değerlendirmek gerekir?

Tekrarlayan panik atakların panik bozukluğa dönüşmesinde kaçınma davranışlarının rolü ne kadar büyük?

Kadınlarda daha yüksek bildirilen oranların ne kadarı biyolojik, ne kadarı sosyal ve davranışsal faktörlerle açıklanabilir?

Erkeklerde belirtilerin daha az bildirilmesi gerçekten daha düşük görülme sıklığını mı gösteriyor, yoksa yardım arama ve tanı alma davranışındaki farklılıkların etkisi olabilir mi?

Ve belki en önemlisi: Panik belirtilerini yaşayan bir kişiyi yalnızca tanı kategorisiyle değil, bu belirtilerin günlük yaşamını nasıl değiştirdiğiyle değerlendirmek daha doğru olmaz mı?

Bu soruların yanıtı tek bir araştırmadan çıkmıyor. Farklı örneklemlerden elde edilen epidemiyolojik çalışmaların, klinik araştırmaların ve insanların kendi deneyimlerini inceleyen nitel araştırmaların birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Bilimsel yaklaşımın gücü de tam olarak burada: İlk bakışta birbirinin aynısı gibi görünen “panik atak” ve “panik bozukluk” kavramlarını ayırırken, aynı zamanda bu iki olgunun insan yaşamındaki gerçek etkisini gözden kaçırmamak.

Kaynaklar ve bilimsel dayanaklar:

- Kessler RC ve ark. Cross-national epidemiology of panic disorder and panic attacks in the World Mental Health Surveys. Depress Anxiety. 2017. 25 ülkeden 142.949 yetişkinin verilerini içeren epidemiyolojik çalışma.

- Craske MG ve ark. Panic disorder: a review of DSM-IV panic disorder and proposals for DSM-V. Depression and Anxiety. 2010. Panik atak ve panik bozukluğun tanısal ayrımını ve araştırma ölçütlerini inceleyen kapsamlı derleme.

- Asmundson GJG, Taylor S, Smits JAJ. Panic disorder and agoraphobia: an overview and commentary on DSM-5 changes. Depression and Anxiety. 2014. DSM-5'teki tanısal değişiklikleri ele alan hakemli derleme.

- Eaton WW ve ark. The epidemiology of panic disorder and agoraphobia in Europe. European Psychiatry. Avrupa ülkelerindeki epidemiyolojik araştırmaları karşılaştıran çalışma.

- Clayton AH ve ark. Sex differences in clinical presentation and response in panic disorder: pooled data from sertraline treatment studies. Archives of Women's Mental Health. Kontrollü klinik çalışmaların birleştirilmiş analizi.

- Lives in isolation: stories and struggles of low-income African American women with panic disorder. Panik bozuklukta sosyal damgalanma ve tedaviye erişim engellerini inceleyen nitel araştırma.

Kaynakları metin içinde görünür kılDSM ölçütlerini daha kesin açıkla

Kaynakları metin içinde görünür kıl

DSM ölçütlerini daha kesin açıkla

E-E-A-T referanslarını bölümlere dağıt
 
Üst