Özürlülük ne demek ?

Sena

New member
Özürlülük: Bilimsel Bir Yaklaşımla İnceleme

Bu yazı, özürlülük kavramını bilimsel bir perspektiften ele almayı amaçlamaktadır. Özürlülük, yalnızca bireysel bir durumdan ziyade toplumsal ve kültürel bir olgu olarak da incelenmesi gereken bir konudur. Eğer bu alanda derinlemesine bir inceleme yapmak, çeşitli bakış açılarını anlamak istiyorsanız, sizi bu yazının sonrasındaki araştırmalara yönlendirmekten mutluluk duyarım. Çünkü bu kavram, hem psikolojik hem de toplumsal boyutlarıyla araştırılmayı hak eden, karmaşık bir konu.

Özürlülük Nedir?

Özürlülük, genellikle fiziksel veya zihinsel bir engellilik durumu ile ilişkilendirilse de, bu kavram çok daha derin bir anlam taşır. Özürlülük, toplumun, bireyin fiziksel ya da zihinsel kapasitelerinin kısıtlı olduğunu düşündüğü durumları ifade eder. Bu, bir bireyin sosyal hayatta karşılaştığı zorlukları, toplumsal normlara ve beklentilere uyumsuzlukları içerir. Ancak bu kavram, sadece dışsal engellerle değil, bireyin kendi algısı ve toplumun bu bireye yönelik tutumlarıyla da şekillenir.

Bu yazıda, özürlülüğü sosyal bir inşa olarak ele alacak ve aynı zamanda psikolojik, toplumsal ve biyolojik faktörlerin bu durumu nasıl şekillendirdiğini inceleyeceğiz.

Özürlülüğün Psikolojik ve Sosyal Temelleri

Özürlülük, sadece fiziksel bir kısıtlık olarak düşünülmemelidir. Psikolojik ve toplumsal açıdan da önemli bir boyutu vardır. Özürlü bireylerin deneyimleri, bireysel psikolojiyle birlikte toplumsal normlar ve kalıplarla şekillenir. Özellikle sosyal algı, bireylerin özürlü olduğunu kabul etmelerini ve toplumsal dışlanma ile mücadele etmelerini etkiler.

Birçok araştırma, özürlü bireylerin yaşadığı sosyal dışlanmanın psikolojik sağlık üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabileceğini göstermektedir (Liu et al., 2015). Bu dışlanma, bireyin özgüvenini zedeler, stres ve anksiyeteyi artırabilir, depresyon gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Toplumun özürlü bireylere yönelik negatif tutumları, bu bireylerin toplumsal hayatta karşılaştıkları engellerin en önemli kaynağıdır.

Özürlülük kavramı aynı zamanda bireyin kendilik algısını da etkiler. Birçok özürlü birey, özürlülüğü kendiliklerinin bir parçası olarak kabul edebilir, bu da onların toplumsal kimliklerini ve ilişkilerini etkileyebilir. Erkekler, genellikle özürlülüğü bir sorunu çözme veya dışsal engelleri aşma olarak görme eğilimindeyken, kadınlar, sosyal bağ kurma ve empati oluşturma amacıyla özürlülüğü daha çok içsel bir deneyim olarak ele alabilirler. Bu durum, toplumsal cinsiyetin özürlülük algısını nasıl şekillendirdiğini gösteren önemli bir örnektir.

Özürlülük ve Toplumsal Yapılar

Özürlülük, yalnızca bireysel bir durum olmanın ötesinde, aynı zamanda toplumsal bir yapı tarafından şekillendirilir. Toplumlar, engelli bireylere nasıl davranacaklarına, onların toplumsal rollerine nasıl değer vereceklerine dair belirli normlar geliştirir. Engelli bireylerin toplumsal kabulü ve hakları, büyük ölçüde bu toplumsal yapıların bir sonucu olarak şekillenir.

Toplumların engelli bireylere yönelik tutumları zamanla değişmiştir. 20. yüzyılın başlarına kadar engelli bireyler çoğunlukla dışlanmış ve ikinci sınıf vatandaş olarak görülmüştür. Ancak, 1960'ların sonlarına doğru başlayan toplumsal değişimler, engelli hakları hareketlerinin yükselmesine ve engelli bireylerin toplumda daha fazla kabul görmesine yol açtı (Oliver, 1990). Bugün birçok ülkede, engelli bireylerin hakları yasalarla güvence altına alınmış olsa da, toplumda engelli bireylere yönelik önyargıların hala sürdüğü gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Özürlülük kavramı, toplumsal yapılar tarafından çok yönlü olarak şekillendirilen bir fenomen olduğu için, bu durumun psikolojik etkilerini anlamak da önemlidir. Engelli bireyler için toplumda kabul görme ve dışlanma arasındaki denge, özürlülük algısını ve bunun toplumsal etkilerini derinden etkiler.

Özürlülük ve Cinsiyet Perspektifleri

Özürlülük kavramının toplumsal algısı, cinsiyetle de derinden ilişkilidir. Erkekler genellikle daha çözüm odaklı ve veriye dayalı yaklaşımlar sergilerken, kadınlar daha çok sosyal bağları güçlendirme ve empati oluşturma amacına odaklanır. Erkeklerin özürlülüğü daha çok bir engel ya da zorluk olarak algıladıkları, kadınların ise bu durumu empati ve sosyal bağlar aracılığıyla aşmaya çalıştıkları gözlemlenmiştir.

Özürlü kadınlar, toplumsal cinsiyetin de etkisiyle daha fazla dışlanma ve ayrımcılığa maruz kalabilmektedirler. Kadınların fiziksel engellerle yaşadıkları zorluklar, toplumsal cinsiyet normlarıyla birleşerek daha karmaşık hale gelir. Bu durum, kadınların özürlülükle başa çıkma stratejilerini daha sosyal ve toplumsal bağlar kurma üzerine yoğunlaştırmalarına neden olabilir. Erkekler ise bu durumu genellikle daha analitik ve çözüm odaklı bir perspektiften değerlendirme eğilimindedirler.

Sonuç ve Tartışma

Özürlülük, sadece bireysel bir engel olmanın ötesinde, toplumsal normlarla şekillenen ve psikolojik olarak derinlemesine etkiler yaratan bir kavramdır. Bu yazıda, özürlülüğü bir sosyal inşa olarak ele aldık ve farklı perspektiflerden analiz ettik. Toplumlar, engelli bireylere yönelik tutumlarını, fiziksel ve zihinsel engellere ilişkin algılarını, zaman içinde değiştirmiştir. Ancak, hâlâ önemli engeller ve ayrımcılıklar mevcuttur.

Sizce, toplumsal yapılar ve cinsiyet rolleri, özürlü bireylerin toplumda nasıl algılandığını ne ölçüde şekillendiriyor? Bu konuda daha fazla araştırma yapmak, bu anlayışımızı daha da derinleştirebilir.
 
Üst