Sarp
New member
Doğal Çevre Nedir? Erkek ve Kadınların Çevreye Bakışını Karşılaştırmak Gerçekten Mümkün mü?
Doğal çevre konusu üzerine düşündüğümde aklıma sadece ormanlar, denizler, dağlar veya temiz hava gelmiyor. Bir yandan toprağın verimliliği, su kaynaklarının durumu, biyolojik çeşitlilik ve hava kalitesi gibi ölçülebilir unsurlar var; diğer yandan insanların bu çevreyle nasıl yaşadığı, hangi kaynaklara erişebildiği, çevresel değişimlerden nasıl etkilendiği ve yaşadığı kayıpları nasıl anlamlandırdığı var. Bence doğal çevreyi asıl ilginç hale getiren de tam olarak bu iki boyutun birbirinden ayrı düşünülememesi.
Fakat burada tartışmaya değer bir soru ortaya çıkıyor: Erkekler doğal çevreyi daha çok veri, ölçüm ve ekonomik sonuçlar üzerinden; kadınlar ise daha çok duygusal, toplumsal ve günlük yaşam üzerindeki etkiler üzerinden mi değerlendiriyor?
Bu soruya doğrudan “evet” demek bana fazla basit geliyor. Çünkü insanların çevreye bakışını yalnızca cinsiyet belirlemiyor. Yaşanılan yer, gelir düzeyi, meslek, eğitim, kırsal veya kentsel yaşam, aile sorumlulukları ve doğal kaynaklara bağımlılık gibi faktörler de büyük rol oynuyor. Nitekim IPCC, iklim ve çevre kaynaklı kırılganlığın kadın-erkek şeklinde sabit iki kategoriye indirgenemeyeceğini; gelir, yaş, sınıf, coğrafya ve diğer sosyal koşulların birbirleriyle kesiştiğini özellikle vurguluyor. ipcc.ch+1
Doğal Çevre Nedir? Sadece “Doğa” Demek Yeterli mi?
Doğal çevreyi, insan eliyle oluşturulmamış ya da büyük ölçüde doğal süreçlerle şekillenmiş canlı ve cansız unsurların bütünü olarak tanımlayabiliriz. Hava, su, toprak, ormanlar, denizler, akarsular, dağlar, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar bu sistemin parçalarıdır. Ancak doğal çevreyi yalnızca tek tek unsurların toplamı olarak görmek eksik kalır.
Örneğin bir orman sadece ağaçlardan oluşmaz. Toprağın yapısı, mantarlar, böcekler, kuşlar, memeliler, su döngüsü, karbon depolama ve bitkiler arasındaki ilişkiler birlikte orman ekosistemini meydana getirir. Dolayısıyla doğal çevrenin sağlığı, tek bir göstergenin iyi veya kötü olmasından ziyade sistemin bütününün nasıl işlediğiyle ilgilidir.
Bu konu günümüzde özellikle önemli çünkü insan faaliyetleri doğal sistemlerin büyük bölümünü değiştirmiş durumda. IPBES'in küresel değerlendirmesine göre kara ortamlarının yaklaşık yüzde 75'i ve deniz ortamlarının yaklaşık yüzde 66'sı insan faaliyetleri nedeniyle önemli ölçüde değişime uğramış durumda. Ayrıca 1 milyona yakın türün yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor. IPBES+1
Bu veriler doğal çevrenin artık insan yaşamından bağımsız bir konu olmadığını açıkça gösteriyor.
Erkeklerin Bakış Açısı: Veri, Ölçüm ve Ekonomik Sonuçlar Üzerinden Çevre
Burada özellikle bir noktayı ayırmak gerekiyor: “Erkekler böyledir” demek bilimsel olarak doğru olmaz. Erkeklerin tamamının çevreye objektif, kadınların tamamının ise duygusal baktığını söylemek mümkün değil. Ancak kullanıcının ortaya koyduğu karşılaştırmayı anlamlandırmak için, bazı erkeklerin çevre sorunlarını daha çok ölçülebilir göstergeler üzerinden ele aldığı bir bakış açısını inceleyebiliriz.
Örneğin bir erkek çiftçi için kuraklık öncelikle yağış miktarının azalması, sulama maliyetinin yükselmesi, ürün verimindeki düşüş ve gelir kaybı şeklinde ortaya çıkabilir. Bir mühendis açısından konu, su rezervleri, enerji tüketimi, karbon emisyonları veya altyapının dayanıklılığı üzerinden değerlendirilebilir. Bir ekonomist ise çevresel bozulmanın üretim, istihdam, gıda fiyatları ve kamu harcamaları üzerindeki etkisini inceleyebilir.
Bu yaklaşımın güçlü tarafı, çevre sorunlarını ölçülebilir hale getirmesidir.
Örneğin “su kaynaklarımız tehlikede” demek önemli bir uyarıdır; fakat yıllık yağış değişimi, yeraltı suyu seviyesi, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı veya tarımsal sulama tüketimi gibi göstergeler sorunun boyutunu anlamamızı sağlar.
Aynı durum hava kirliliği için de geçerli. Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğinin kalp hastalıkları, inme, akciğer kanseri ve solunum yolu hastalıklarıyla ilişkili olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla PM2.5 gibi ölçümler yalnızca teknik veriler değildir; insan sağlığı üzerindeki somut sonuçları ortaya koyan araçlardır. Dünya Sağlık Örgütü
Fakat yalnızca rakamlara bakmanın da bir sınırı var.
Bir bölgede su tüketiminin yüzde 20 azalması olumlu bir veri olabilir. Ama bu azalmanın kim tarafından gerçekleştirildiğini, insanların suya erişiminin nasıl değiştiğini veya günlük yaşamın nasıl etkilendiğini bilmiyorsak hikâyenin önemli bir bölümünü kaçırırız.
Kadınların Bakış Açısı: Çevrenin Günlük Yaşam ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Kadınların çevreye bakışının daha duygusal ve toplumsal etkiler üzerinden şekillenebildiğini söyleyen yaklaşımın arkasında bazı gerçek sosyal koşullar bulunuyor; ancak bunu biyolojik veya değişmez bir kadın özelliği olarak görmek doğru değil.
Örneğin düşük gelirli kırsal bir bölgede yaşayan ve evin yemek, su veya yakıt ihtiyaçlarıyla daha fazla ilgilenen bir kadın için ormansızlaşma soyut bir “biyoçeşitlilik kaybı” olmayabilir. Yakacak odun bulmak için daha uzak mesafelere gitmek, yemek hazırlamak için daha fazla zaman harcamak veya suya erişmek için daha uzun süre yürümek anlamına gelebilir.
Dünya Sağlık Örgütü, evlerde kirletici yakıtların kullanımından kaynaklanan hava kirliliğinin yükünün kadınlar ve çocuklar üzerinde daha fazla olabildiğini belirtiyor. Bunun önemli nedenlerinden biri, birçok düşük ve orta gelirli toplumda yemek pişirme ve yakıt toplama işlerinin kadınlar ve çocuklar tarafından daha fazla yapılması. Dünya Sağlık Örgütü+1
Bu nedenle aynı çevre sorunu iki kişi tarafından farklı şekilde algılanabilir.
Bir kişi için ormansızlaşma “hektar başına karbon depolama kapasitesinin azalması” olabilirken, başka biri için “artık eskisi kadar kolay yakacak odun bulamamak” anlamına gelebilir.
İkinci bakış açısı daha az objektif değildir. Sadece ölçtüğü şey farklıdır.
Aynı Çevre Sorunu, Farklı Deneyimler
Bence erkek ve kadın bakış açısını karşılaştırırken en önemli nokta burada ortaya çıkıyor.
Örneğin kuraklık yaşanan bir tarım bölgesini düşünelim. Erkek bir çiftçi kuraklığı ürün verimi, sulama maliyeti ve tarımsal gelir üzerinden değerlendirebilir. Kadın bir çiftçi ise aynı zamanda evdeki gıda güvenliği, çocukların beslenmesi, suyun temini ve aile bireylerinin bakım yükü üzerinden değerlendirebilir.
Ama bu örnekte “erkek ekonomik düşünür, kadın duygusal düşünür” sonucu çıkarmak doğru olmaz.
Kadın çiftçi de verim, maliyet ve gelir hesabı yapabilir. Erkek çiftçi de kuraklığın ailesi üzerindeki sosyal ve psikolojik etkilerini önemseyebilir.
Asıl fark çoğu zaman üstlenilen roller ve kaynaklara erişimden kaynaklanır.
IPCC'nin değerlendirmeleri de tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Kadınlar ve erkekler doğal kaynaklara, araziye, krediye, bilgiye ve karar alma mekanizmalarına aynı ölçüde erişemeyebilir. Üstelik bu farklılıklar gelir ve coğrafya gibi faktörlerle birleşebilir. ipcc.ch+1
Dolayısıyla çevresel deneyimi belirleyen değişken yalnızca cinsiyet değildir.
Duygusal Bakış Açısı Objektif Verilere Karşı mı?
Bence hayır.
Duygusal deneyim ile veri birbirinin alternatifi olmak zorunda değil. Hatta çevre politikalarının başarılı olabilmesi için ikisinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Örneğin bir belediye yeni bir park alanı oluşturduğunda bilimsel göstergelerle ağaç sayısını, yeşil alan miktarını, sıcaklık değişimini veya hava kalitesini ölçebilir. Fakat parkın gerçekten kullanılıp kullanılmadığını, kadınların kendilerini güvende hissedip hissetmediğini, çocukların erişimini veya yaşlıların alandan yararlanıp yararlanamadığını anlamak için insanların deneyimlerini de dinlemek gerekir.
Birinci grup bize “ne değişti?” sorusunun cevabını verebilir.
İkinci grup ise “bu değişiklik kimin hayatında nasıl bir fark oluşturdu?” sorusuna cevap verebilir.
İyi bir çevre politikası bu iki soruyu birbirinden ayırmamalıdır.
Doğal çevre konusu üzerine düşündüğümde aklıma sadece ormanlar, denizler, dağlar veya temiz hava gelmiyor. Bir yandan toprağın verimliliği, su kaynaklarının durumu, biyolojik çeşitlilik ve hava kalitesi gibi ölçülebilir unsurlar var; diğer yandan insanların bu çevreyle nasıl yaşadığı, hangi kaynaklara erişebildiği, çevresel değişimlerden nasıl etkilendiği ve yaşadığı kayıpları nasıl anlamlandırdığı var. Bence doğal çevreyi asıl ilginç hale getiren de tam olarak bu iki boyutun birbirinden ayrı düşünülememesi.
Fakat burada tartışmaya değer bir soru ortaya çıkıyor: Erkekler doğal çevreyi daha çok veri, ölçüm ve ekonomik sonuçlar üzerinden; kadınlar ise daha çok duygusal, toplumsal ve günlük yaşam üzerindeki etkiler üzerinden mi değerlendiriyor?
Bu soruya doğrudan “evet” demek bana fazla basit geliyor. Çünkü insanların çevreye bakışını yalnızca cinsiyet belirlemiyor. Yaşanılan yer, gelir düzeyi, meslek, eğitim, kırsal veya kentsel yaşam, aile sorumlulukları ve doğal kaynaklara bağımlılık gibi faktörler de büyük rol oynuyor. Nitekim IPCC, iklim ve çevre kaynaklı kırılganlığın kadın-erkek şeklinde sabit iki kategoriye indirgenemeyeceğini; gelir, yaş, sınıf, coğrafya ve diğer sosyal koşulların birbirleriyle kesiştiğini özellikle vurguluyor. ipcc.ch+1
Doğal Çevre Nedir? Sadece “Doğa” Demek Yeterli mi?
Doğal çevreyi, insan eliyle oluşturulmamış ya da büyük ölçüde doğal süreçlerle şekillenmiş canlı ve cansız unsurların bütünü olarak tanımlayabiliriz. Hava, su, toprak, ormanlar, denizler, akarsular, dağlar, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar bu sistemin parçalarıdır. Ancak doğal çevreyi yalnızca tek tek unsurların toplamı olarak görmek eksik kalır.
Örneğin bir orman sadece ağaçlardan oluşmaz. Toprağın yapısı, mantarlar, böcekler, kuşlar, memeliler, su döngüsü, karbon depolama ve bitkiler arasındaki ilişkiler birlikte orman ekosistemini meydana getirir. Dolayısıyla doğal çevrenin sağlığı, tek bir göstergenin iyi veya kötü olmasından ziyade sistemin bütününün nasıl işlediğiyle ilgilidir.
Bu konu günümüzde özellikle önemli çünkü insan faaliyetleri doğal sistemlerin büyük bölümünü değiştirmiş durumda. IPBES'in küresel değerlendirmesine göre kara ortamlarının yaklaşık yüzde 75'i ve deniz ortamlarının yaklaşık yüzde 66'sı insan faaliyetleri nedeniyle önemli ölçüde değişime uğramış durumda. Ayrıca 1 milyona yakın türün yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor. IPBES+1
Bu veriler doğal çevrenin artık insan yaşamından bağımsız bir konu olmadığını açıkça gösteriyor.
Erkeklerin Bakış Açısı: Veri, Ölçüm ve Ekonomik Sonuçlar Üzerinden Çevre
Burada özellikle bir noktayı ayırmak gerekiyor: “Erkekler böyledir” demek bilimsel olarak doğru olmaz. Erkeklerin tamamının çevreye objektif, kadınların tamamının ise duygusal baktığını söylemek mümkün değil. Ancak kullanıcının ortaya koyduğu karşılaştırmayı anlamlandırmak için, bazı erkeklerin çevre sorunlarını daha çok ölçülebilir göstergeler üzerinden ele aldığı bir bakış açısını inceleyebiliriz.
Örneğin bir erkek çiftçi için kuraklık öncelikle yağış miktarının azalması, sulama maliyetinin yükselmesi, ürün verimindeki düşüş ve gelir kaybı şeklinde ortaya çıkabilir. Bir mühendis açısından konu, su rezervleri, enerji tüketimi, karbon emisyonları veya altyapının dayanıklılığı üzerinden değerlendirilebilir. Bir ekonomist ise çevresel bozulmanın üretim, istihdam, gıda fiyatları ve kamu harcamaları üzerindeki etkisini inceleyebilir.
Bu yaklaşımın güçlü tarafı, çevre sorunlarını ölçülebilir hale getirmesidir.
Örneğin “su kaynaklarımız tehlikede” demek önemli bir uyarıdır; fakat yıllık yağış değişimi, yeraltı suyu seviyesi, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı veya tarımsal sulama tüketimi gibi göstergeler sorunun boyutunu anlamamızı sağlar.
Aynı durum hava kirliliği için de geçerli. Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğinin kalp hastalıkları, inme, akciğer kanseri ve solunum yolu hastalıklarıyla ilişkili olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla PM2.5 gibi ölçümler yalnızca teknik veriler değildir; insan sağlığı üzerindeki somut sonuçları ortaya koyan araçlardır. Dünya Sağlık Örgütü
Fakat yalnızca rakamlara bakmanın da bir sınırı var.
Bir bölgede su tüketiminin yüzde 20 azalması olumlu bir veri olabilir. Ama bu azalmanın kim tarafından gerçekleştirildiğini, insanların suya erişiminin nasıl değiştiğini veya günlük yaşamın nasıl etkilendiğini bilmiyorsak hikâyenin önemli bir bölümünü kaçırırız.
Kadınların Bakış Açısı: Çevrenin Günlük Yaşam ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Kadınların çevreye bakışının daha duygusal ve toplumsal etkiler üzerinden şekillenebildiğini söyleyen yaklaşımın arkasında bazı gerçek sosyal koşullar bulunuyor; ancak bunu biyolojik veya değişmez bir kadın özelliği olarak görmek doğru değil.
Örneğin düşük gelirli kırsal bir bölgede yaşayan ve evin yemek, su veya yakıt ihtiyaçlarıyla daha fazla ilgilenen bir kadın için ormansızlaşma soyut bir “biyoçeşitlilik kaybı” olmayabilir. Yakacak odun bulmak için daha uzak mesafelere gitmek, yemek hazırlamak için daha fazla zaman harcamak veya suya erişmek için daha uzun süre yürümek anlamına gelebilir.
Dünya Sağlık Örgütü, evlerde kirletici yakıtların kullanımından kaynaklanan hava kirliliğinin yükünün kadınlar ve çocuklar üzerinde daha fazla olabildiğini belirtiyor. Bunun önemli nedenlerinden biri, birçok düşük ve orta gelirli toplumda yemek pişirme ve yakıt toplama işlerinin kadınlar ve çocuklar tarafından daha fazla yapılması. Dünya Sağlık Örgütü+1
Bu nedenle aynı çevre sorunu iki kişi tarafından farklı şekilde algılanabilir.
Bir kişi için ormansızlaşma “hektar başına karbon depolama kapasitesinin azalması” olabilirken, başka biri için “artık eskisi kadar kolay yakacak odun bulamamak” anlamına gelebilir.
İkinci bakış açısı daha az objektif değildir. Sadece ölçtüğü şey farklıdır.
Aynı Çevre Sorunu, Farklı Deneyimler
Bence erkek ve kadın bakış açısını karşılaştırırken en önemli nokta burada ortaya çıkıyor.
Örneğin kuraklık yaşanan bir tarım bölgesini düşünelim. Erkek bir çiftçi kuraklığı ürün verimi, sulama maliyeti ve tarımsal gelir üzerinden değerlendirebilir. Kadın bir çiftçi ise aynı zamanda evdeki gıda güvenliği, çocukların beslenmesi, suyun temini ve aile bireylerinin bakım yükü üzerinden değerlendirebilir.
Ama bu örnekte “erkek ekonomik düşünür, kadın duygusal düşünür” sonucu çıkarmak doğru olmaz.
Kadın çiftçi de verim, maliyet ve gelir hesabı yapabilir. Erkek çiftçi de kuraklığın ailesi üzerindeki sosyal ve psikolojik etkilerini önemseyebilir.
Asıl fark çoğu zaman üstlenilen roller ve kaynaklara erişimden kaynaklanır.
IPCC'nin değerlendirmeleri de tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Kadınlar ve erkekler doğal kaynaklara, araziye, krediye, bilgiye ve karar alma mekanizmalarına aynı ölçüde erişemeyebilir. Üstelik bu farklılıklar gelir ve coğrafya gibi faktörlerle birleşebilir. ipcc.ch+1
Dolayısıyla çevresel deneyimi belirleyen değişken yalnızca cinsiyet değildir.
Duygusal Bakış Açısı Objektif Verilere Karşı mı?
Bence hayır.
Duygusal deneyim ile veri birbirinin alternatifi olmak zorunda değil. Hatta çevre politikalarının başarılı olabilmesi için ikisinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Örneğin bir belediye yeni bir park alanı oluşturduğunda bilimsel göstergelerle ağaç sayısını, yeşil alan miktarını, sıcaklık değişimini veya hava kalitesini ölçebilir. Fakat parkın gerçekten kullanılıp kullanılmadığını, kadınların kendilerini güvende hissedip hissetmediğini, çocukların erişimini veya yaşlıların alandan yararlanıp yararlanamadığını anlamak için insanların deneyimlerini de dinlemek gerekir.
Birinci grup bize “ne değişti?” sorusunun cevabını verebilir.
İkinci grup ise “bu değişiklik kimin hayatında nasıl bir fark oluşturdu?” sorusuna cevap verebilir.
İyi bir çevre politikası bu iki soruyu birbirinden ayırmamalıdır.