Sarp
New member
“Deyim ne olabilir?” diye sorunca insanın aklına neden ilk olarak kelimeler değil, küçük bir beyin fırtınası geliyor?
Geçenlerde bir arkadaşım bana “Deyim ne olabilir?” diye sordu. Soru o kadar kısa ki insan ilk anda “Bir dakika, hangi deyim?” diye karşı soru sormak istiyor. Çünkü Türkçede deyim aramak, bazen kayıp çorabın eşini aramaya benziyor: Evde olduğunu biliyorsun ama nerede olduğunu bulmak için bütün çekmeceleri açman gerekiyor.
Üstelik deyimler de öyle ilginç varlıklar ki “ete kemiğe bürünmek”, “burnundan solumak”, “kulak kabartmak” gibi ifadeleri ilk kez duyan bir yabancı, Türklerin günlük hayatı biraz fazla maceralı yaşadığını düşünebilir. İnsanların gerçekten kulaklarını kabartıp konuşmaları mı gerekiyor? Burnundan duman çıkan var mı? Neyse ki mesele bundan biraz daha renkli.
Türk Dil Kurumuna göre deyimler, genellikle gerçek anlamından az çok farklı, kendine özgü anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbekleridir. TDK ayrıca deyimlerin halk tarafından benimsenip kullanılarak kalıplaştığını belirtiyor. Türk Dil Kurumu+1
Peki “deyim ne olabilir?” sorusuna nasıl yaklaşmalı? Bence cevabı bulmanın en eğlenceli yolu, deyimleri sadece ezberlenecek dil bilgisi konusu olarak değil, insanların yaşadıkları olayları birkaç kelimeyle anlatma yöntemi olarak görmek.
Deyim dediğimiz şey aslında küçük bir hikâyedir
Bir deyimi yalnızca birkaç kelimeden oluşan sıradan bir ifade olarak düşünmek büyük haksızlık olur. Çünkü deyimlerin arkasında çoğu zaman bir durum, duygu veya davranış vardır.
Mesela “etekleri zil çalmak” dediğimizde gerçekten ortada etek ve zil aramıyoruz. Çok sevinmeyi anlatıyoruz. “İpe un sermek” dediğimizde de kimsenin çamaşır ipine un astığını düşünmüyoruz. Bir işi yapmamak için bahane üretmekten söz ediyoruz.
Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Kültür Portalı da deyimleri, sözcüklerin düz anlamlarından farklılaşan ve kalıplaşmış söz öbekleri olarak açıklıyor. Deyimlerin, bir kavramı veya durumu daha renkli ve vurgulu biçimde anlatmaya yaradığı belirtiliyor. Kültür Portali+1
Buradaki kritik nokta “kalıplaşma”.
Çünkü herkesin o an aklına gelen komik bir cümle deyim olmuyor. Örneğin “Bugün kahvemi içmeden beynim tatile çıktı” oldukça güzel bir cümle olabilir ama toplum tarafından yerleşmiş bir kalıp değilse teknik anlamda deyim sayılmaz.
TDK de kişilerin kendi ürettiği, genel kabul görmemiş sözlerin deyim veya atasözü olarak kabul edilmediğini özellikle belirtiyor. Türk Dil Kurumu
Yani yarın arkadaş grubunda “telefonu şarjdan çekip hayata küsmek” diye yeni bir ifade üretirsek, eğlenceli olabilir ama henüz sözlük rafına koyacak kadar tarihî bir kariyeri yoktur.
“Deyim ne olabilir?” sorusunun pratik yöntemi
Bir ifadenin deyim olup olmadığını anlamaya çalışırken birkaç soru sorabiliriz.
İlk soru:
Bu sözün gerçek anlamından farklı bir anlamı var mı?
“Göz atmak” buna güzel bir örnektir. Gerçekten gözümüzü bir yere fırlatmıyoruz. Bir şeye hızlıca bakmaktan söz ediyoruz. TDK de deyimlerin ayrı yazıldığına ilişkin örnekler arasında “göz atmak” ve “kulak vermek” gibi kullanımları gösteriyor. Türk Dil Kurumu
İkinci soru:
İfade kalıplaşmış mı?
“Başının etini yemek” ifadesini değiştirdiğimizde aynı deyimsel yapı ortadan kalkabilir. Deyimler belli bir biçimde yerleşmiştir. Bu yüzden deyimlerde kelimelerin yerini kafamıza göre değiştirmek bazen anlamı bozabilir.
Üçüncü soru:
Tek tek kelimelerden daha farklı, bütünsel bir anlam ortaya çıkıyor mu?
“Ele avuca sığmamak” bunun güzel örneklerinden biridir. Kültür Portalı, bu ifadede kelimelerin tek tek anlamlarıyla deyimin bütün olarak taşıdığı anlamın farklı olduğunu özellikle örneklendiriyor. Kültür Portali
İşte deyimin sihri burada başlıyor.
Dört kelime yan yana geliyor ve beşinci bir anlam doğuyor.
Bir bakıma dilin LEGO seti gibi.
Erkek karakter “hemen çözüm bulalım” derse, kadın karakter “önce bir konuşalım” diyebilir mi?
Burada sık yapılan bir klişeye dikkat etmek gerekiyor. Erkekleri sadece mantık ve çözüm, kadınları sadece duygu ve ilişki üzerinden anlatmak gerçeği açıklamak için fazla basit olur.
Ama farklı karakterlerin iletişim biçimlerini bir deyim üzerinden göstermek oldukça eğlenceli olabilir.
Örneğin bir forum grubunda üç kişi düşünelim.
Mert, sorun çıktığında doğrudan çözüm arayan biri olsun:
“Tamam, mesele belli. İki seçenek var. Birincisini deneyelim.”
Zeynep ise aynı durumda insanların ne hissettiğini anlamaya çalışan biri olsun:
“Tamam ama önce herkesin ne düşündüğünü dinleyelim.”
Ayşe üçüncü seçenek olarak ortaya çıksın:
“Ben önce kahve koyuyorum. Ondan sonra hepimiz daha medeni insanlar olabiliriz.”
İşte burada “meseleyi tatlıya bağlamak” gibi bir deyim konuşmaya başlayabiliriz.
Mert çözüm arıyor, Zeynep ilişkileri ve duyguları gözetiyor, Ayşe ise ortamın tansiyonunu kahveyle düşürüyor.
Hangisi daha doğru?
Aslında soru bu değil.
Asıl soru şu:
Aynı olay karşısında farklı insanların farklı iletişim yolları kullanması, dilimize neden bu kadar çok deyim kazandırmış olabilir?
Çünkü deyimler yalnızca sözlük malzemesi değil, insan davranışlarının kısa özetleri gibidir.
Deyimler neden bu kadar renkli?
Türkçedeki deyimlere baktığımızda insan bedeninden hayvanlara, yiyeceklerden günlük eşyalara kadar inanılmaz geniş bir dünya görürüz.
“Burnundan solumak.”
“Dilinde tüy bitmek.”
“Pabucu dama atılmak.”
“Akla karayı seçmek.”
“İğneyle kuyu kazmak.”
Bunların çoğu, soyut bir durumu gözümüzde canlandırmamızı sağlar.
Mesela “çok zorlandım” demek doğrudan ve sade bir anlatımdır.
“İğneyle kuyu kazdım” dediğimizde ise zihnimizde hemen imkânsız denebilecek kadar zahmetli bir iş canlanır.
Deyimlerin anlatımı güçlendirmesinin nedeni de budur. Türk Maarif Ansiklopedisi, deyimleri çoğunlukla gerçek anlamından farklı bir anlam taşıyan, kalıplaşmış ve kısa anlatım unsurları olarak tanımlıyor. Türk Maarif Ansiklopedisi
Bir başka deyişle deyim, uzun cümleyi valize koyup küçültür.
“Bu konuda çok uzun süre uğraştım, çeşitli engellerle karşılaştım ve sonunda ciddi biçimde yoruldum.”
Bunun yerine:
“İğneyle kuyu kazdım.”
Bitti.
Dil ekonomisi açısından bakınca da oldukça başarılı.
Deyim ile atasözü aynı şey mi?
Forumlarda “deyim ne olabilir?” sorusunun yanında sıkça “Bu atasözü mü, deyim mi?” tartışması da çıkar.
İkisini ayırmanın temel yollarından biri, anlatımın bir durum veya kavramı mı anlattığına, yoksa genel bir hüküm mü bildirdiğine bakmaktır.
Geçenlerde bir arkadaşım bana “Deyim ne olabilir?” diye sordu. Soru o kadar kısa ki insan ilk anda “Bir dakika, hangi deyim?” diye karşı soru sormak istiyor. Çünkü Türkçede deyim aramak, bazen kayıp çorabın eşini aramaya benziyor: Evde olduğunu biliyorsun ama nerede olduğunu bulmak için bütün çekmeceleri açman gerekiyor.
Üstelik deyimler de öyle ilginç varlıklar ki “ete kemiğe bürünmek”, “burnundan solumak”, “kulak kabartmak” gibi ifadeleri ilk kez duyan bir yabancı, Türklerin günlük hayatı biraz fazla maceralı yaşadığını düşünebilir. İnsanların gerçekten kulaklarını kabartıp konuşmaları mı gerekiyor? Burnundan duman çıkan var mı? Neyse ki mesele bundan biraz daha renkli.
Türk Dil Kurumuna göre deyimler, genellikle gerçek anlamından az çok farklı, kendine özgü anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbekleridir. TDK ayrıca deyimlerin halk tarafından benimsenip kullanılarak kalıplaştığını belirtiyor. Türk Dil Kurumu+1
Peki “deyim ne olabilir?” sorusuna nasıl yaklaşmalı? Bence cevabı bulmanın en eğlenceli yolu, deyimleri sadece ezberlenecek dil bilgisi konusu olarak değil, insanların yaşadıkları olayları birkaç kelimeyle anlatma yöntemi olarak görmek.
Deyim dediğimiz şey aslında küçük bir hikâyedir
Bir deyimi yalnızca birkaç kelimeden oluşan sıradan bir ifade olarak düşünmek büyük haksızlık olur. Çünkü deyimlerin arkasında çoğu zaman bir durum, duygu veya davranış vardır.
Mesela “etekleri zil çalmak” dediğimizde gerçekten ortada etek ve zil aramıyoruz. Çok sevinmeyi anlatıyoruz. “İpe un sermek” dediğimizde de kimsenin çamaşır ipine un astığını düşünmüyoruz. Bir işi yapmamak için bahane üretmekten söz ediyoruz.
Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Kültür Portalı da deyimleri, sözcüklerin düz anlamlarından farklılaşan ve kalıplaşmış söz öbekleri olarak açıklıyor. Deyimlerin, bir kavramı veya durumu daha renkli ve vurgulu biçimde anlatmaya yaradığı belirtiliyor. Kültür Portali+1
Buradaki kritik nokta “kalıplaşma”.
Çünkü herkesin o an aklına gelen komik bir cümle deyim olmuyor. Örneğin “Bugün kahvemi içmeden beynim tatile çıktı” oldukça güzel bir cümle olabilir ama toplum tarafından yerleşmiş bir kalıp değilse teknik anlamda deyim sayılmaz.
TDK de kişilerin kendi ürettiği, genel kabul görmemiş sözlerin deyim veya atasözü olarak kabul edilmediğini özellikle belirtiyor. Türk Dil Kurumu
Yani yarın arkadaş grubunda “telefonu şarjdan çekip hayata küsmek” diye yeni bir ifade üretirsek, eğlenceli olabilir ama henüz sözlük rafına koyacak kadar tarihî bir kariyeri yoktur.
“Deyim ne olabilir?” sorusunun pratik yöntemi
Bir ifadenin deyim olup olmadığını anlamaya çalışırken birkaç soru sorabiliriz.
İlk soru:
Bu sözün gerçek anlamından farklı bir anlamı var mı?
“Göz atmak” buna güzel bir örnektir. Gerçekten gözümüzü bir yere fırlatmıyoruz. Bir şeye hızlıca bakmaktan söz ediyoruz. TDK de deyimlerin ayrı yazıldığına ilişkin örnekler arasında “göz atmak” ve “kulak vermek” gibi kullanımları gösteriyor. Türk Dil Kurumu
İkinci soru:
İfade kalıplaşmış mı?
“Başının etini yemek” ifadesini değiştirdiğimizde aynı deyimsel yapı ortadan kalkabilir. Deyimler belli bir biçimde yerleşmiştir. Bu yüzden deyimlerde kelimelerin yerini kafamıza göre değiştirmek bazen anlamı bozabilir.
Üçüncü soru:
Tek tek kelimelerden daha farklı, bütünsel bir anlam ortaya çıkıyor mu?
“Ele avuca sığmamak” bunun güzel örneklerinden biridir. Kültür Portalı, bu ifadede kelimelerin tek tek anlamlarıyla deyimin bütün olarak taşıdığı anlamın farklı olduğunu özellikle örneklendiriyor. Kültür Portali
İşte deyimin sihri burada başlıyor.
Dört kelime yan yana geliyor ve beşinci bir anlam doğuyor.
Bir bakıma dilin LEGO seti gibi.
Erkek karakter “hemen çözüm bulalım” derse, kadın karakter “önce bir konuşalım” diyebilir mi?
Burada sık yapılan bir klişeye dikkat etmek gerekiyor. Erkekleri sadece mantık ve çözüm, kadınları sadece duygu ve ilişki üzerinden anlatmak gerçeği açıklamak için fazla basit olur.
Ama farklı karakterlerin iletişim biçimlerini bir deyim üzerinden göstermek oldukça eğlenceli olabilir.
Örneğin bir forum grubunda üç kişi düşünelim.
Mert, sorun çıktığında doğrudan çözüm arayan biri olsun:
“Tamam, mesele belli. İki seçenek var. Birincisini deneyelim.”
Zeynep ise aynı durumda insanların ne hissettiğini anlamaya çalışan biri olsun:
“Tamam ama önce herkesin ne düşündüğünü dinleyelim.”
Ayşe üçüncü seçenek olarak ortaya çıksın:
“Ben önce kahve koyuyorum. Ondan sonra hepimiz daha medeni insanlar olabiliriz.”
İşte burada “meseleyi tatlıya bağlamak” gibi bir deyim konuşmaya başlayabiliriz.
Mert çözüm arıyor, Zeynep ilişkileri ve duyguları gözetiyor, Ayşe ise ortamın tansiyonunu kahveyle düşürüyor.
Hangisi daha doğru?
Aslında soru bu değil.
Asıl soru şu:
Aynı olay karşısında farklı insanların farklı iletişim yolları kullanması, dilimize neden bu kadar çok deyim kazandırmış olabilir?
Çünkü deyimler yalnızca sözlük malzemesi değil, insan davranışlarının kısa özetleri gibidir.
Deyimler neden bu kadar renkli?
Türkçedeki deyimlere baktığımızda insan bedeninden hayvanlara, yiyeceklerden günlük eşyalara kadar inanılmaz geniş bir dünya görürüz.
“Burnundan solumak.”
“Dilinde tüy bitmek.”
“Pabucu dama atılmak.”
“Akla karayı seçmek.”
“İğneyle kuyu kazmak.”
Bunların çoğu, soyut bir durumu gözümüzde canlandırmamızı sağlar.
Mesela “çok zorlandım” demek doğrudan ve sade bir anlatımdır.
“İğneyle kuyu kazdım” dediğimizde ise zihnimizde hemen imkânsız denebilecek kadar zahmetli bir iş canlanır.
Deyimlerin anlatımı güçlendirmesinin nedeni de budur. Türk Maarif Ansiklopedisi, deyimleri çoğunlukla gerçek anlamından farklı bir anlam taşıyan, kalıplaşmış ve kısa anlatım unsurları olarak tanımlıyor. Türk Maarif Ansiklopedisi
Bir başka deyişle deyim, uzun cümleyi valize koyup küçültür.
“Bu konuda çok uzun süre uğraştım, çeşitli engellerle karşılaştım ve sonunda ciddi biçimde yoruldum.”
Bunun yerine:
“İğneyle kuyu kazdım.”
Bitti.
Dil ekonomisi açısından bakınca da oldukça başarılı.
Deyim ile atasözü aynı şey mi?
Forumlarda “deyim ne olabilir?” sorusunun yanında sıkça “Bu atasözü mü, deyim mi?” tartışması da çıkar.
İkisini ayırmanın temel yollarından biri, anlatımın bir durum veya kavramı mı anlattığına, yoksa genel bir hüküm mü bildirdiğine bakmaktır.